Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Günseli Uğur
Günseli Uğur

Çağın çarkına okuyan çark*

Son aylarda artan yoksullukla beraber; yayılan işçi direnişlerine, “Allah’a açılmış ellerin şaltere uzanması”*na karşı getirilen diyanet destekli grev yasakları, muhalif basına şeriat eklenmiş saldırılar ve “yolsuzluk operasyonları” adı altında yürütülen ideolojik dizayn temelli siyasi operasyonlar ve kayyum politikaları ülkenin giderek daha otoriter bir yönetime sürüklendiğini göstermeye yeter sanıyorum.

Demokratik bir ülke gereksinimi ve özlemi artarken; “işçiden esen yel”in hızı emekçilerin sesini kesmeye çalışan bu baskı rejimine karşı biriken öfkeyi dönüştürüyor, işçi sınıfının birliğine kuvvet katıyor diyebilirim.

Sizce de metalden sağlığa, belediyelerden madenlere kadar pek çok sektörde emekçiler, insanca yaşanabilir ücret, güvenceli çalışma ve örgütlenme hakkı için sokaktayken, kamu çerçeve protokolünde sunulan zam teklifine ve toplu iş sözleşmelerine yönelik tepkiler, sendikal bürokrasiye yükselen itirazlar, emekçilerin sadece ücret değil, onurlu bir yaşam talep ettiklerini göstermiyor mu?

Onurlu bir yaşam talebinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal kazanımları hedeflediği ortada: İfade özgürlüğü olmadan, adalet olmadan, barış olmadan emek mücadelesi de olamayacağı artık daha geniş kesimlerce dillendiriliyor.

Cezaevlerindeki siyasetçilerin, gazetecilerin, gençlerin durumu vicdanları sızlatırken; halkın barış içinde ve özgürce yaşama hakkını savunma görevi hepimizin değil mi?

O hâlde yerel yönetim temsilcilerine yönelik tutuklamaları da bu bağlamda değerlendirdiğimizde, sadece bir siyasi hesaplaşma olmadığını, muhalefeti zayıflatmakla beraber aynı zamanda “yerel demokrasiye” yönelik bir darbe olduğunu ve tabii gasp edilenin sadece sandıklara yansıyan halkın iradesi olmadığını, ifade özgürlüğü ve örgütlenme hakkının da engellendiğini görmek gerekiyor.

Sonuç olarak bir kez daha, emek mücadelesi ile demokrasi mücadelesinin birbirinden ayrılamayacağını görüyoruz. Barış talebi ise sadece savaşlara değil; emeğe yönelen şiddete karşı toplumsal huzuru ve güven içinde yaşamı talep etmeyi de içermelidir.

Türkiye’nin dört bir yanındaki işçiler, kadınlar, gençler, farklı kesimlerden, farklı kimliklerden herkesler yaşadıkları sorunları farklı dillerle ve biçimlerle dile getirseler de hepsi aynı taleplerde buluşmuyor mu?
İşçi sınıfının üç temel talebi olan iş, ekmek, özgürlük taleplerinde…

İŞ, herkes için çalışma hakkını; EKMEK, üretim ile hak edilen, insanca yaşanacak bir ücreti; ÖZGÜRLÜK en genel deyişle, ekmek mücadelesinin önündeki siyasi engellerin sona ermesini, düşünce, ifade, yaşam tarzı ve kimlik özgürlüklerini ifade ederken bu taleplerle yürütülen mücadelenin, doğrudan yaşama hakkı ve toplumsal barış taleplerine odaklanmak zorunda olduğu aşikâr değil mi?
Eklemek gerekir ki, günümüzde “ekmek” vurgusu olmadan “iş” talep etmek de yetmemektedir. Yoksulluk sınırının 77 bine dayandığı bugün, asgari ücret 22 bindir ki bu rakam açlık sınırına eşittir. Ekmek bile alamıyoruz demektir, geçinemiyoruz demektir.

Bu nedenle kriz dönemlerinde “ekmek” talebi, daha geniş kesimleri kapsayan yaşamsal ve siyasal bir taleptir. Yaşasın ekmek, barış, özgürlük mücadelemiz!

*Can YÜCEL – İşçi Marşı

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER