Aşka dair ne kadar yazılsa ne kadar okunsa azdır fikriyle kırmızı kurdeleyi bu kez aşk kapısı için taktım yakama.
Utangaç gülümseme imojisiyle okuyunuz lütfen, pek tevazu içermedi ilk cümlem.
“Aşk kapısı”nı da astrolojideki odalar kategorisinde anlamayınız. Hiç alakam yoktur yıldızlarla. Bu, benim aşk kapım.
Açıktır ki aşk sadece sevgili olan partnere duyulan değildir;hayata dair her şey, her özne, nesne, doğa, sanat, spor, meslek vs aşkın konusu olabilir. Bu yazı ise yaşamı ortaklaştığımız “eş”e olunan aşk üstüne.
Çokça ezber laflar bilinir aşkı ve sevgiyi tanımlayan, kavramlaştıran hatta pervasızlaştıran.
Aşk biter de yerini sevgiye mi bırakır, aşk her şeyi mi affeder, aşk hiç biter mi, evlilik aşkı öldürür mü, aşk illa da acı mı verir, hasretinden yanılmazsa aşık olunmaz mı?
“Kendinden kaçak” Sezen Aksu mu, “Deli gibi değil gayet aklı başında olarak seviyorum” diyen Sabahattin Ali mi,“Ekmeği tuza banıp yer gibi” seven Nazım Hikmet mi, Zahide’ye “Nemize yetmiyo‘ el kadar hasır” diye yalvaran Neşet Ertaş mı yoksa “Seni yalnız komak var” deyip de dünyadan vazgeçemeyen Shakespeare mi, Klimt’in Öpücük (Kiss) tablosu mu en güzel anlatır aşkı, aşıkları? Yoksa aşkınve tutkunun dansı tango mu…
İlk günkü gibi aşık kalınır mı? İlk görüşte olmadıysa bir daha elektrik (!) alınmaz mı?
Aynı kişiye tekrar aşık olunur mu? Yoksa çok da zorlamasak mı?
Ve yıllardır hepimizi etik çıkmazlara gark ettiren soru; sevgi neydi? Asya Cemşit’e döndü de vefalı mı oldu, aşkı seçip İlyas’la gitse fena mı olurdu? Sevgi emek miydi?
‘Giriş’i pek uzattım bugün, ‘sonuç’ olmayacak zaten; bu konuda ahkâm kesip sonuç cümlesi yazmak en azından benim harcım değil.
O yüzden artık ‘gelişme’ diyeyim: Benim geliştirmek istediğim kavramım ‘aşkı yeniden inşa etmek’.
Okumakta olduğunuz denememin işbu cümlesine gelince arama sayfasındaki büyütecin önüne ‘Aşkı yeniden inşa etmek’ yazıp arattım. Aşkla dünyayı inşa etmek ya da kendini aşkla yeniden inşa etmek veya aşkı yeniden icat etmek içerikli bağlantılar sıralandı. Yok, dedim bu değil benim bilincimdeki.
Yazmanın en sevdiğim zorunluluklarından biri bu işte: Okumak. ‘Okur yaşar’ olmak: Bilgiyle beslenmek, beslemek.Biriktirmek. Harmanlamak. Derken…
Tam “acaba aşkı yeniden inşa etmek tanımlamasını yapan ilk kişi ben miyim” diyecektim ki; https://www.agos.com.tr/tr/yazi/461/ask-yeniden adresine tıkladım. “Benim kavramım” derken Amerika’yı yeniden keşfetmiş olmayayım diye.
Daha önce hiç duymadığım ve kendim buldum sandığım bu olguyu tabi ki ilk ben bulmamıştım: Alain Badiou ile tanıştım. Tanıştığıma çok memnun oldum.
Tanıştırayım. Alain Badiou. Demiş ki “Dünya gerçek anlamda yeniliklerle dolu, aşk da bu yenilenmenin içinde yer almalı”.Aşkın kendisini yeniden inşa ederken hayatın da yeniden inşa edileceği bilgisiyle, diyerek sunulmuş yazara ait görüşler.
Aşkında mı bilgisi olacak demeyin. Bu cümleyi okuduğum anda bugün için planladığım işlerden biri Badiou’nunkitaplarını edinmek oldu.
Yıllardır dost sohbetlerinde basit cümlelerle açıklamaya çalıştığım aşkın yeniden inşası kavramında iddiam ilk günkü gibi aşık olunamayacağıdır. Destekleyici tezlerimin başında da somut koşulların somut tahlili gelir: Ne ben o eski ben, ne sen o eski sen, ne de altında oturduğumuz ağaç aynı… Nasıl ilk günkü gibi aşık olalım; doğanın diyalektiğine aykırı değil mi? Daha az ya da daha çok, ama farklı olmalı duygular. Net.
Değişen koşullar, değişen beklentiler, değişen yaşam tarzları, değişen değerler ve değişen bedenler. Bu değişen halleri sevmek ya da sevmemek. İşte aşkı yeniden inşa olasılığının belirleyicileri. Süreçler toplamı ve hatta Badiou’nun dediği gibi inşa sürecinin kendisi aşk.









YORUMLAR