Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Günseli Uğur
Günseli Uğur

Barajın ardında kalanlar

Her nerde olursa olsun; fabrikada çalışan işçinin, sokak süpüren belediye emekçisinin, okulda ders anlatan öğretmenin, hastanede sabaha kadar nöbet tutan sağlık emekçilerinin, makineler arasında ezilen tekstil işçisinin sesini çıkarabildiği, ses çıkardığında susturulmadığı, örgütlendiğinde cezalandırılmadığı bir düzen için alanlara çıkanlara selamlar olsun!

Geçen hafta gündemimiz sendikaların yetkili mi, etkili mi olmasının emek ve hak alma mücadelesindeki yeri idi. Bu hafta da sendikal mücadelenin en belirleyici sınırı sendika barajını okuyalım istedim.

Sendika barajı sadece sendikaların yönetimlerinin ya da üyelerinin sorunu mudur? Ya da bizim sendikamız zaten baraj üstüyse altındakilerin sorunu mudur? Baraj altındayken baraja karşı çıkanların engelden muaf olup TİS masasına oturabilince barajsız sendika savunamaması hatta karşı çıkması nasıl bir ahlaki tutumdur? Yoksa sendika barajı bir ülkede demokrasinin, özgürlüğün, toplumsal eşitliğin ve adaletin ölçülerinden biri olan, görünmeyen ama hissedilen duvarlardan biri değil midir?

Sadece yasal bir yüzde ifadesinden değil, aynı zamanda bir susturma mekanizmasından söz ettiğimize göre baraj, kimin “yetkili” sayılacağını belirlerken, aslında kimlerin sesini kesmek istediğini yansıtmaz mı? Bakalım:

12 Eylül Darbesi sonrasında çıkarılan yasalarla getirilen ikili baraj sistemine göre bir iş kolunda örgütlenirken yetki alabilmek için Türkiye genelinde o iş kolunda çalışan işçilerin tamamının yüzde 1’inin üyeliği gerekiyor. İş kollarındaki dağınıklık, kayıt dışılık, işveren baskısı, taşeronlaştırma ve sendikal hak gaspları nedeniyle bu oran birçok sendikanın önünü kesiyor.

Sırf bu sebeple bile yalnızca “bürokratik” bir değişiklik değil örgütlenme özgürlüğü ve gerçek demokrasi için barajsız sendika talebi ana taleplerimizden biri olmak zorundadır. Ancak ve ancak sendika barajının kalkmasıyla işçilerin kendi ihtiyaçlarına göre örgütlenebildiği, rekabetten değil dayanışmadan güç alan bir sendikal yapının önü açmak mümkün olacaktır.

Sınıf sendikacılığı derdiyle mücadele sürdürenler için ilk koşullardan biri budur.

Günümüzde hükümete yandaş olmayan sendikaların çoğu baraj nedeniyle toplu sözleşme yapamazken; pek çok alanda işçilerin taleplerini sırtlanan öncü sendikaların yetkisiz, baraj ardı sendikalar olması tesadüf müdür? İşte bu yüzden işçi sınıfı sadece kendi ücret ve çalışma koşulları için değil, işçilerin sınıf olarak özgürleşmesi için tüm toplumsal yapının değişimi için örgütlenmelidir.

Demem o ki sendikal mücadele cephesinde ekonomik talepler siyasal bir bilinçle birleşmediği takdirde ne tek başına ne hep beraber kurtuluş sağlanamayacağı gerçeği ortadadır.

Bu eksende baktığımızda Emek Partisinin Ocak ayından bugüne “Barajsız sendika, yasaksız grev, güvenceli iş” kampanyası kapsamında işçi toplantıları sendikacı hukukçu akademisyen ve işçilerin buluşmaları ile hazırladığı İş Kanunu, İş Mahkemeleri Kanunu ve Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nda değişiklikler yapılmasına dair kanun teklifini, ortak sunmak için Meclisteki partilerle görüşmesi anlamlıdır.

Yüzde birlik demokrasi olmaz; gün, barajı değil birliği büyütme günüdür.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER