Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Yağız Barut
Yağız Barut

Cemil Tugay “İşe devam primi”nde yanılıyor!

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde yaşanan grev ve ardından gelen işten çıkarma krizinin düğümlendiği nokta, yerel seçimden yalnızca beş gün önce dönemin belediye başkanı Tunç Soyer’in Belediye-İş Sendikası’yla imzaladığı toplu iş sözleşmesiydi.

Başkan Cemil Tugay, bu sözleşmeyi “sorumsuzluk” olarak nitelendiriyor ve iptali yönündeki ısrarını sürdürüyor. Tugay’ın özellikle dikkat çektiği noktalar ise iki kalem: “2025 Eylül ayındaki enflasyon zammı” ve  “İşe devam teşvik primi” ile “sağlık raporu almama primi.”

Tugay bu uygulamaların kaldırılmasını, aksi halde toplu işten çıkarma sürecinin devam edeceğini söylüyor.

Ancak burada birkaç çelişkiye dikkat çekmek gerekiyor.

Tugay da benzer bir sözleşme imzaladı

Geçtiğimiz dönem boyunca, hemen her sosyal demokrat belediye başkanı benzer toplu iş sözleşmelerine imza attı. Hatta başkanlar bu sözleşmeleri, her zorluğa rağmen elde edilmiş bir başarı hikâyesi gibi anlattı. Cemil Tugay da Karşıyaka Belediye Başkanıyken benzer nitelikte bir sözleşmeyi imzalamış. Bu bilgi, Meclis’te bir AKP’li üyenin gündeme getirmesiyle kamuoyuna yansıdı. Tugay’ın bu durumu “o sadece 30 işçiyi kapsıyordu” diyerek savunması ise samimi görünmüyor.

Bütçe gerekçesi tartışmalı

Başkan Tugay, sözleşmenin iptalini savunurken bütçeyi gerekçe gösteriyor. Ancak belediyenin CHP’li meclis üyeleri daha birkaç ay önce, personel giderlerinin, yasal sınır olan bütçenin yüzde 30’unun altında kalmasıyla övünüyordu.

Tabii bu konuda belediye kaynaklarının bana verdiği bilgiyi atlamayayım… Yetkililer; mevzuatta uygulamaya dair önemli bir belirsizlik bulunduğunu, “personel giderleri” ifadesinin yalnızca çalışana ödenen net ücretleri mi, yoksa işverene maliyet oluşturan tüm kalemleri mi kapsadığının açık şekilde tanımlanmadığını, bu nedenle de farklı belediyelerde ve Sayıştay denetimlerinde farklı uygulamalarla karşılaşıldığını savunuyor. Dolayısıyla net maaş hesaplamasında yüzde 30’un altında kaldıklarını ancak toplam işveren maliyeti esas alındığında bu oranın yasal sınırı aştığını ve bütçe üzerinde ciddi bir yük oluşturduğunu belirtiyor.

Enflasyon bahanesi gerçeği yansıtmıyor

Cemil Tugay, “Eğer seçim öncesi imzalanan sözleşmede ücret artışı yüzde 67 yerine yalnızca enflasyon oranında olsaydı bugün bunları konuşmuyor olurduk” diyor. Oysa o sözleşmenin imzalandığı günlerde TÜİK’in açıkladığı yıllık enflasyon oranı bile yüzde 68,5 idi.

Bu durumda “abartılı zam yapıldı” söyleminin de temelsiz olduğu görülüyor.

 “İşe devam primi” dünyada görülmemiş mi?

Başkan Tugay, sert bir dille karşı çıktığı işe devam primini, “hiçbir kentte ve dünyada görülmemiş, dürüstlük kuralına aykırı bir uygulama” olarak tanımlıyor. Oysa yalnızca basit bir Google araması bile bunun doğru olmadığını gösteriyor.

Türkiye’de farklı sektörlerde bu tür primler uygulanıyor. Örneğin Petrol-İş Sendikası’nın bu yıl Portakal Plastik’te imzaladığı toplu iş sözleşmesinde açıkça bir “devam teşvik primi” maddesi var.

Tekgıda-İş Sendikası’nın internet sitesinde yayımlanan Mayıs 2024 tarihli haberde ise iş dünyasının, çalışanların rapor ve izinleri kötüye kullanmaya başladığını belirterek, bu duruma karşı “devamlılık primi” uygulamasına yöneldiği açıkça ifade ediliyor. İşveren temsilcileri, bu yöntemle üretim kayıplarını azalttıklarını belirtiyor.

Daha da çarpıcı olan; Human Kapital isimli bir İnsan Kaynakları danışmanlık şirketi, web sitesinde işe devam primlerini personel motivasyonunu ve üretim sürekliliğini sağlamak için bir yöntem olarak anlatıyor. Yani bu uygulama yalnızca sendikal değil, kurumsal düzeyde de tercih ediliyor.

Akademik kaynaklarda da benzer örnekler var. “İş Hukuku’nda Prim” başlıklı bir yüksek lisans tezinin 39. dipnotunda, Yargıtay kararına atıfla 1978-1980 ve 2001-2003 dönemlerine ait toplu iş sözleşmelerinde “devamlılık primi” uygulandığı açıkça yazıyor. Yani bu prim yeni değil, hukuken de tartışılmış bir konu.

Yurtdışına bakıldığında da tablo farklı değil:

İngiltere’de “Attendance Bonus” adıyla, özellikle lojistik, temizlik ve üretim sektörlerinde, her ay işe eksiksiz gelen çalışanlara 50–100 pound arası prim ödenebiliyor. Bu uygulamanın amacı, hastalık izni suiistimallerini azaltmak. Tabii bazı sendikalar bu primi, “fiilen hasta olan çalışanı cezalandırmak” olarak görüp eleştirebiliyor.

Japonya’da, işe tam devamlılık kültürel olarak çok yüksek değer taşıyor. Yılsonunda hiç devamsızlık yapmayan çalışanlara “mükemmel devamlılık ödülü” verilmesi, pek çok şirkette olağan uygulamalardan biri olarak belirtiliyor.

Almanya, ABD ve Fransa gibi ülkelerde ise işe devam primine benzer uygulamalar, ya “sadakat primi” ya da “istihdamda kalma primi” (retention bonus) başlığı altında hayata geçiriliyor. Özellikle sağlık ve teknoloji gibi kalifiye personel istikrarı gerektiren sektörlerde işe devam eden çalışanlara dönemsel bonuslar veriliyor.

Yani ilk bakışta “gereksiz” gibi görünen bu prim; aslında işverenin verimliliği artırmak, disiplini pozitif teşvikle sağlamak için geliştirdiği yaygın bir yöntem.

Benim konuştuğum pek çok işçi de “Cemil Tugay bu primi 6 ay sonra geri getirir. Çünkü verimsizliği görecek” diyor. Pek çok işçi, izinleri hafta sonuna bağlamak amacıyla sağlık raporu alındığını kabul ediyor.

Ancak 35 bin kişinin çalıştığı yerde iç denetimi cezayla, ihraçla, soruşturmayla çözmek yerine pozitif bir teşvik sistemi kurmak daha mantıklı olabilir.

Cemil Tugay güç ve saygınlık kaybediyor!

Özetle; bu sözleşmeye ve yaşadığımız tüm sürece dair birçok çelişki sıralanabilir… Ancak kamuoyunun beklentisi artık İzmir’in gerçek sorunlarına odaklanılması yönünde.

Çünkü grevin bir kazananı yoktu ve işten çıkartmaların da olmayacak.

Kaldı ki bir belediye başkanının siyasi meşruiyeti; partisiyle, halkla, derneklerle, sendikalarla ve diğer tüm yerel paydaşlarla kurduğu ilişkilerle desteklenir ya da zorlaşır.

Evet Cemil Tugay halkın belli bir kesiminin “sempatisini” kazanmış olabilir ama emek ve demokrasi mücadelesinin birikimi karşısında giderek güç ve saygınlık kaybediyor.

Parti içindeki desteğini de Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan ve Parti Sözcüsü Deniz Yücel’le kurduğu gerilimli ilişkilerle kendi eliyle sorgulatır hale geldi.

Deniz Yücel’in Başkan Tugay için kullandığı “Laf yetiştirmeyi bırakmalı” ve “Açıklamalarını sağlıklı görmüyorum” sözleri bir özet sunuyor.

Tüm bunlar üzgünüm ki Başkan Tugay’ı agresif ve yalnız gösteriyor.

Sayın başkanın, strateji yanlış olduğunda taktik doğrularla zafere ulaşamayacağını derhal hatırlaması gerekiyor.

Ve… İstanbul’dakine benzer soruşturmaların İzmir’e sıçrama ihtimalinin konuşulduğu bugünlerde yapılması gereken en önemli şey; önce partiyi, sonra tüm emek ve demokrasi bileşenlerini kucaklamaktır.

Aksi halde İzmir’i yönetmek hiç kolay olmayacak!

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER