Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Veli Şahin
Veli Şahin

Korku ve Kütahyalı’nın kehanet dili

Rasim Ozan Kütahyalı’nın “kutsal devlet ve mutlak iktidar mekanizması” perdesi altında, Murat Ongun’un geleceğine dair dile getirdiği sarsıcı “öngörüler,” siyasetin en eski ve en yıkıcı aracı olan korku siyasetinin en cüretkâr dışavurumudur. Bu dil, basit bir hapis tehdidini aşarak, olası bir ölüm senaryosunu dillendirme hadsizliğine sahiptir. Siyasi söylemi, rasyonel tartışma ve irade zemininden tamamen koparan, doğrudan insani varoluşun en derin zaaf noktasına, yani yok olma dehşetine yönlendiren bir hamledir.

Egemenler için siyasetin özü, emekçi sınıfların zayıf ve kırılgan yanlarını, yani zaaflarını mutlak bir güç/zorla yönetme sanatıdır. İnsan doğasındaki en büyük zafiyet ise şüphesiz ki yok olma korkusudur. Aydın Çubukçu’nun da bir TV programında isabetle belirttiği gibi, işkencedeki en büyük tehdit, varoluşun son kertesini imleyen o cümledir: “Seni öldürürüz, mezarın bile olmaz.” Bu, mutlak yok oluş ve belirsizliğin korkutucu birleşimidir. Burada da hedef, mutlak bir iz bırakmama olasılığının zihne nakşedilmesidir. Bu, belirsizliğin ve silinmenin soğuk nefesidir.

Kütahyalı’nın “Hapisten cesedi çıkar” gibi bir dil kullanması, topluma sunulan basit bir ‘öngörü’ değil, siyasi hayatın merkezine şiddetin çıplak potansiyelini yerleştirerek düzenleyici, biçimlendirici ve meşrulaştırıcı bir işlevi olan bir “terör” unsurudur. Bu dil, bir eylem planından çok, korkutucu bir kaderin kaçınılmazlığını zorla dayatma çabasıdır. Korku siyasetinin en yıkıcı sonucu, siyasi alanı anlam ve içerikten tamamen boşaltmasıdır çünkü korku, rasyonel düşünceyi ve eleştirel aklı acımasızca devre dışı bırakmayı amaçlar. Toplumları, özneler olmaktan çıkarıp, kendi kontrolleri dışındaki büyük güçler arasında oynanan bir oyunun edilgen, çaresiz nesneleri olduğunu hissettirmeye çabalar!

Korkunun hegemonyası altına giren bireyler/toplumlar, derin bir kadercilik sarmalına sürüklenirler; bu durum işçi ve emekçileri kendi özgür iradesinden ve potansiyelinden kopararak kendine yabancılaştırır. Korku siyaseti tam olarak bunu hedefler: İnsanları, yaklaşmakta olan bir felaketin potansiyel kurbanları olarak görmelerini sağlayacak bir felaket atmosferi yaratmak. Kütahyalı’nın dili, belirli bir kişiyi hedef alarak (Murat Ongun/Ekrem İmamoğlu), bu kişisel korku senaryosu üzerinden geniş kitlelerin iradesini ve düşüncesini felç etmeyi amaçlayan, toplumsal felaketin eşiğinde hissettiren bir siyasal manipülasyon hamlesidir.

Bu zehirli korku siyasetini alt etmenin tek ve yegane yolu, zaafların ötesine geçerek daha örgütlü bir kolektif bilinç/pratik inşa etmektir. Korku daima yalnızlığı ve yalıtılmışlığı sever; o halde çözüm, yalnızlığı kırmaktır. Korku siyasetinin panzehiri, kişisel kaygıdan kolektif iradeye geçiştir. Psikolojik harp taktiklerini anımsatan bu söylemlere karşı güçlü durmanın şifreleri örgütlü mücadele yöntemlerinden geçmektedir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER