AKP’nin bir kliğini temsil eden ve muhafazakâr-İslamcı camianın önemli yayın organlarından biri olan Yeni Şafak gazetesinde 26 Kasım tarihli yazısında Özgür Bayram Soylu, Türkiye gençliğinin içine sürüklendiği korkunç çıkmazı son derece çarpıcı veriler ve “üçlü kapan” gibi etkili bir metaforla resmediyor. “Gençler tembel olduğu için değil, sistematik dışlanmadan NEET (Ne Eğitimde Ne İstihdamda) hâline geliyor; çalışınca yoksullaşıyor, çalışmayınca suçlanıyor,” diyerek meseleyi bireysel zafer ve hezimetler alanından çıkarıp toplumsal bir düzleme taşıması takdire şayan!
Ancak yazar, hastalığın semptomlarını en ince ayrıntısına kadar tarif ederken, mikrobun adını anmaktan, hatta onun üremesine olanak sağlayan petri kabına işaret etmekten ısrarla kaçınıyor. Biz yardımcı olalım: O “sistematik dışlanma”yo üreten kapitalizmdir. “Üçlü kapan”ın (barınma, ulaşım, gıda) her bir halkası, insani ihtiyaçların metalaştırıldığı, yurttaşın ise “müşteri”ye dönüştürüldüğü bu sistemin gençlerin boynuna geçirdiği prangalardır.
Soylu, gençlerin “çalışmakla bir yere varılamayacağı düşüncesine sıkıştıkça, gelecek tasavvurlarının daraldığından” bahsediyor. Haklı! Peki, bu düşünce neden bu kadar yaygın? Çünkü üretimin toplumsal, kârın özel olduğu bir düzende, emeğin sömürüsü gençliğin enerjisini ve umudunu çalar. Yüksek faiz-enflasyon kısır döngüsünü ele alışı da benzer bir sığlık taşıyor. Bu politikalar, sanki Mars’tan gelmiş gibi tarif ediliyor. Yazar, bu ekonomik çıkmazları gökyüzünden inmiş bir musibet gibi anlatıyor da, şu basit soruyu sormak aklına gelmiyor: Bu ‘kırılgan yapı’yı kim inşa etti? Yazar, ‘yüksek faiz-enflasyon kısır döngüsü’ ve ‘kırılgan ekonomik yapıyı’, neredeyse ekonomik politikanın istenmeyen bir yan ürünü, teknik bir arıza gibi sunuyor. Oysa bu, bir arıza değil de, çeyrek asırdır süren iktidarın bilinçli tercihinin ta kendisiyse?
Yazının sonunda, “onları böylesine dar bir yaşam aralığına sıkıştıran sistemin gerçeklerini görmek gerekiyor,” diyerek altın bir kapı aralıyor. Evet, o kapıdan içeri girip “sistem”in adını koymak gerekir: Kapitalizm. Ve onun Türkiye’deki çeyrek asırlık siyasi tahkimatı olan Cumhur İttifakı iktidarı.
Ancak, Yeni Şafak gibi iktidar kliğinin sözcüsü bir gazetede bu isimler anılamaz. İşte yazının ve yazarın trajedisi budur. Yazı, iktidar partisinin gençlik örgütlerine dağıtılan broşürlerdeki “Biz gençlerimizin yanındayız” retoriğinin, acı gerçeklerle yüzleşmiş bir versiyonu gibidir. Hedef kitlesi, muhtemelen sistemden umudunu kesmiş gençler değil, sistem içindeki “biraz olsun vicdan sahibi” olabilecek kesimlerdir. Amaç, “Bakın, sorunları görüyoruz ve hatta cesurca ifade ediyoruz,” mesajı vererek, sistemi eleştiren gerçek muhalefetin oklarını bloke etmektir. Bir nevi, “kontrollü patlama” stratejisidir; buharı kendi bünyesinde, kendi kontrolünde tahliye etmek.
Sayın Soylu, tespitlerinizde haklısınız. Gençlik korkunç bir kıskaçta. Ama bu kıskaç, “görünmez el”in değil, çok görünür, çok somut bir siyasi projenin ve onun beslediği sermaye sınıfının eseridir. “Sistemin gerçeklerini görmek” için, o petri kabına, yani iktidarın neo-liberal otoriter yönetimine bakmak zorundayız. Aksi takdirde, bu yazılar, bir kuşağın haykırışını, sistem içi bir sızlanmaya dönüştürmekten, gerçek kurtuluş reçetesini yazmaktan imtina eden birer “trajik” yazı olarak kalacaktır.
Gerçek çözüm, gençliği “NEET” kategorisine hapseden bu düzene karşı örgütlü bir sınıf mücadelesinden geçer. Bu da ancak, sizin yazdığınız gazetenin temsil ettiği iktidar kliğine ve onun sermaye ortaklarına karşı verilecek bir mücadeledir.









YORUMLAR