Yazımın konusu ve varmak istediğim nokta zihnimde akarken bir şarkı veya şiir çağrışımı olmadığı çok nadirdir, okuyanlar bilir.
Siz o ritmi duydunuz mu okurken?
Peki ya doğanın ritmini yakalayabiliyor musunuz?
Dinleyin!
Ben, o çağrışımını aldığım şarkı ya da şiir ahengini okura duyurmakta ne kadar başarılıyım bilemiyorum. Bu yazıda bir daha deneyeceğim:
Sıradaki parça bu yazıyı okumaya devam edenlere gelsin. Grup Moğollar’dan “Bu dünya bizim yok etmeyelim”. *
Buraya kadar şarkının girişi idi. Sözler başlasın:
Doğa, insanın üstünde bir gerçeklik olarak bizi onun ritmine, canlılığına ve çeşitliliğine nasıl da bağlıyor, duydunuz mu?
Sokak hayvanlarını beslemenin yasaklanmasına yönelik genelgeler yayınlanıp yasa hazırlıkları yapılırken doğada fısıldaşan “Bu kavga bu talan neden” diyen Cahit Berkay şarkısını* duydum.
Sokak hayvanları doğa bütününün koskocaman bir parçası. Bizimle aynı toprağı, aynı suyu, aynı yolu paylaşıyorlar. Onları yok saymak ya da sağlığımız ve güvenliğimiz için tehdit gibi göstermek nasıl bir akıldı… Aklım almadı.
Sokakta yaşayan hayvanlara su ya da yiyecek bırakmayı “düzensiz besleme” olarak tanımlayarak idari para cezaları öngören bu yaklaşım, yıllardır sokak hayvanlarının bakımını çoğunlukla kendi imkânlarıyla üstlenen yoksul kesimlerin fiilen cezalandırılması anlamına gelmiyor mu?
“Oysa elimizdeki şey çoğu zaman sadece kuru bir dilim ekmek, ucuz bir mama poşeti ya da bir pet şişe su” dediğinizi biliyorum.
Soldaki, Evrensel gazetesinden Sefer Selvi’nin karikatürü: Başarılı bir mizah değil mi? Açın halinden aç anlar!
Sizce de yasa hayvanlarla beraber dayanışmayı da hedef almıyor mu?
Pandemi dönemini hatırlayalım, o dönemde, özellikle gelir seviyesi yüksek kesimlerin sahiplendiği “lüks” ve “cins” hayvanların büyük kısmı, evler dar gelip bakım zorlaştığında sokağa bırakılmıştı. Çip zorunluluğu çıkınca da benzeri oldu. Sokakta kalan bu hayvanların bakımını ise yine mahallelerin daha düşük gelirli sakinleri üstlenmişti.
Üstlenmeselerdi de hayvanlar ölseler miydi? Hayvan hakları ile insan hakları arasındaki bağda ortaya çıkan yaşam hakkına saygı, yalnızca insanlar için değil, birlikte yaşadığımız tüm canlılar için değil mi?
Sorun anlaşıldı, napcaz şimdi diyorsunuz:
Nakarat güncellenerek gelsin: Doğanın insanın üstünde bir gerçeklik olarak bizi onun ritmine, canlılığına ve çeşitliliğine bağlama isteğine tevazu ile teslim olmalıyız.
Biz doğanın sadece bir parçasıyız.
Şarkı sözlerinin coşkulu kısmı bu cümle ile sona erdi.
Ağırlaştırarak bitirelim o halde.
#KısırlaştırAşılatYerindeYaşat etiketiyle yapılan dayanışma çağrılarını çoğumuz yeniden paylaşmışızdır.
Ek olarak TVHB (Türkiye Veteriner Hekimler Birliği) Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu’nun açıklamalarında** olduğu gibi yasaklamalar yerine, sokak planlı, hijyenik ve kontrollü besleme yöntemleri sağlansın demeliyiz. Açıklamadaki hayvanların yaşam hakkının savunulmasının yanı sıra aç kalmış hayvanların stres düzeyinin artması, saldırgan davranış geliştirme ve hastalık risklerinin yükselmesi gibi sorunlarla karşı karşıya kalması sonucunda kamu sağlığının da tehdit altında olacağı vurgusu önemli bir gerçek.
Aynı nakarat olmasın:
Bir dünya bırakalım biz çocuklara yazalım üstüne “Sevgili dünya”***
Not: Çağrışımların çocukluğumdan şarkılar olmasının tesadüf olmadığını sanırım hepimiz anlamışızdır. Biz böyle öğrendik!
*https://www.youtube.com/watch?v=i8tBMDlzSXM
** https://tvhb.org.tr/2025/11/26/sahipsiz-hayvanlara-yonelik-besleme-uygulamalarinda-bilimsel-ve-surdurulebilir-politikalar-sarttir/
*** https://www.youtube.com/watch?v=KZp8xv9d-YU









YORUMLAR